Farklı yapılar, farklı yaşamlar, farklı düşünceler; küçük sorular, küçük sorgulamalar ve meraklar…
Merak, merak dediğimiz öyle bir şey ki, asla bitmek tükenmek bilmeyen, zaman aşımı olmayan bir olgu. Her birimizin farklı alanlara ilgisi ve o alanlarla ilgili farklı merakları vardır. Bazılarının cevapları somutken bazıları bilinmezliklerle savaşmaya devam eder.
Merak; düşünceler, olgular ve sonrasında oluşan farklılıklarla birlikte tetikte bekler bizleri. O tetiği çektiğimizdeyse sorgulama devreye girmiş demektir. Bebek adımlarıyla başlayan sorularımız her geçen gün bir derinlik kazanarak çıkmaktadır karışımıza.
Bizler mi fazla meraklıyız yoksa dünya dediğimiz alemde gerçekten, çok mu fazla merak unsuru bulunmakta? Peki ya sorularımızın, merak unsurunun kaynağı tam olarak nedir? Yaşadığımız olaylardan veya bilgilerimizden yola çıkarak mı, yoksa bir içsel güdülenme dolayısıyla mı gerçekleşir?
Gün içinde bir çok soru sormaktayız peki bunların kaçını üstüne düşünmüş bir şekilde gerçekleştiriyoruz?
Sorularımızın hepsi merakımızdan gelirken bizler üstüne düşünmeden, anlık olaylar dahilinde çevremizdekilere birçok soru yöneltmekteyiz. Çok az kısmı gerçekten üstüne düşünülmüş meraklarımız oluyor. Bu durumda merak unsurlarımız da kişiliğimizi yansıtmıyor mu? Karşımızda tanımadığımız bir insan olsa dahi üstüne düşünülmüş bir soru sorduğunda onun düşünce kapılarını da aralamış olmuyor muyuz?
Açılar… Ama bu açılar matematik açıları değil; bu insanların bakış açıları ve hepsi birbirinden o kadar farklı ki… Gördüğümüz, duyduğumuz, okuduğumuz her şey aynı iken nasıl düşünce ve söylemlerimiz bambaşka olabiliyor? Nasıl hafızalarda bambaşka olay ve örgüler yer edinebiliyor ve merakımız buna göre şekillenebiliyor?
Farklı yapılar, farklı yaşamlar, farklı düşünceler; küçük sorular, küçük sorgulamalar ve meraklar… Her biri bir denklem içinde sunulan, açılmayı bekleyen birden fazla zihin odalarını oluşturmaktadır.
Peki biz bu zamana kadar kaç tane denklem çözüp, zihinlerin ardındaki düşünce kapılarını araladık?

Yorumlar
Yorum Gönder