Aynı şehirlerdeyiz belki de aynı mahallelerde... Bu kadar küçükken şehirler, semtler, caddeler... Biz neye, ne kadar hakimiz?
Bir çiçek tarlasında yaşıyoruz hayatımızı. Hepimiz çiçeklerin en güzel renklerine bürünmüş, filizleniyoruz. Hayata bir çiçek misali köklerimizle tutunmaya çalışıyoruz. Tutunmaya çalıştığımız bu köklerin bazıları güçlüyken bazıları ise bir o kadar zayıf; aynı bizim gibi. Her gün o rengarenk olan yapraklarımızla kusurlarımızı kapatmaya çalışıyoruz. Ve biz aynı topraklar üzerinde yeşeren çiçeklerken, her seferinde farklı hayatlara çekiliyoruz. Hepimiz farklı zamanlarda açıyoruz yapraklarımızı ve hepimiz farklı zamanlarda solmaya yüz tutuyoruz. Belki de artık yağan yağmur, günün göz kamaştırıcı ışıkları fazla gelmeye başlıyordur. Bizi büyüten bu faktörler belki de artık bizi yormaya başlamıştır.
Biz can toprağımızda filizlenirken kendi dertlerimize o kadar odaklanmışız ki, tek derdimiz kendi gelişimimiz, kusurlarımız, bazen bize güzel gelmeyen o alaca renklerimiz olmuş. Biz etrafımızdaki diğer filizlenmeye yüz tutmuş çiçeklere, hayatın beraberinde getirdiği gerçeklere bile adeta kör olmuşuz. Hiçbir şey umurumuzda dahi olmamış meğerse. Ne zaman bu kadar uzaklaşmıştık her şeyden, herkesten? Ne zaman bu kadar umursamaz olmuştuk? ve hangi ara bu kadar kör olmuştuk etrafımızdakilere? Bilinir mi, verilir mi bu soruların cevapları bize?
İşte herkesin kendine sorması gereken soruların birkaç tanesi daha eklendi şimdi. Ne zamandan beri benciliz? Etrafımızda olan biten her şeye hakim miyiz veya olmak istiyor muyuz? Aynı şehirlerdeyiz belki de aynı mahallelerde... Bu kadar küçükken şehirler, semtler, caddeler... Biz neye, ne kadar hakimiz?

Yorumlar
Yorum Gönder