Özlemini duyduğumuz şey, hafıza odalarına kitlenmişse; iki adım sonrası çıkış kapısı da olsa bırakıp gitmek istemeyiz.

  Gözlerimize bakıyoruz, yorgun gözlerimize...Ne yaşanmışlıklar var içimizde. Görüyoruz, biliyoruz neleri geride bırakıp unutmaya; neleri hala içimizde yaşatmaya çalıştığımızı. Çırpınıyoruz her defasında geçmişte, geriye dönemeyeceğimizi bilsek bile...

  Bir belirsizliğin içinde her seferinde itile kakıla ilerlemeye çalışıyoruz. Genellikle, bomboş gülümsemelerimizde boğuluyoruz. Bazı zamanlardaysa yaşadığımızı hissediyoruz gülüşlerimizde. Acının tatlı tebessümünü biraz fazla abartıyoruz, kimseler anlamasın diye.Her gözlerimiz karanlığa büründüğünde, içimize hapsettiğimiz küçük kız çocuğuyla karşılaşıyoruz. Geçmişe özlemimizle bir başımıza kalıyoruz

  Geçmişin izleri geçmek bilmeyen bir yara misali üzerimizde. Her gün aklımızı kurcalayan düşünceler akışında, izleriyle mühürlenir hafızamızın kuytu köşelerine. Dur diyemeyiz, bit diyemeyiz. Eğer özlemini duyduğumuz şey, hafıza odalarına kitlenmişse; iki adım sonrası çıkış kapısı da olsa bırakıp gitmek istemeyiz. 

   Geçmiş zinciri bedenimizi hapsetmiş durumdayken biz ne kadar inkar edersek edelim o yük gittiğimiz her yerde bizimledir. Bu geçmiş zincirini kırabilir miyiz? Geri de bırakabilir miyiz? 

Geçmişimiz bugünümüzü ve yarınımızı oluşturan temel bir etkenken nasıl o zinciri kırıp devam edebiliriz? Bir parçamızı nasıl geri de bırakabiliriz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sahi neydi bu yaşamak...

Aynı şehirlerdeyiz belki de aynı mahallelerde... Bu kadar küçükken şehirler, semtler, caddeler... Biz neye, ne kadar hakimiz?

''The eyes, chico. They never lie.''